Ölünce onu kim yıkayacak?
Bu sefer daha önce denemediğim türde bir yazı ile karşınızdayım. Bu sefer bir dizi inceleyelim diyorum. Ben şahsen o kadar fazla Türk dizisi izleyen biri değilim. Çok nadiren bazı işler ilgimi çekerse izlerim, onun dışında yabancı medyaya daha hâkimim. Geçtiğimiz günlerde karşıma Gassal dizisinin ilk bölümü çıktı. İsmi ilgimi çekince bir de Ahmet Kural’ın dizisi olduğunu görünce bir şans verme kararı aldım. Tek nefeste bütün sezonu bitirdim ve şunu söyleyebilirim ki uzun zamandır böyle bir dizi görmemiştim.
Gassal dizisi, Gassal Baki’nin hayatının işlendiği bir senaryoya sahip. Senaryo öyle bir hazırlanmış ki aslında bu, 30 dakikada bir ara verdiğiniz bir film diyebilirim. Bölümler arasında direkt geçişler olması, bunu alışageldiğimiz dizi sisteminin dışında tutuyor. Diğer dizileri özetlerken “Her bölüm karakterin başına böyle bir şeyler geliyor.” diyebiliyorken bu dizide her bölüm aynı şeyler yaşanıyor diyemeyiz. Baki, yıllardır gassallık mesleğini sürdürürken kendisinden vazgeçmiş bir karakter. Yaşlanmış, insanlardan yorulmuş ve faydalı olduğu tek şeyin insanlara son yolculuklarında yoldaşlık etmek olduğunu düşünüyor. Yıllar boyu kendisi için bir çöp bile hayal etmezken, bir gün başına gelen bir olay sonrası ilk defa kendisi için bir şey merak ediyor: Madem ki o her öleni yıkıyor, o ölünce onu kim yıkayacak?
Dizi genel olarak hayatın yegâne gerçeği olan ölümü inceliyor ve bu incelemesi esnasında hepimizin aşina olabileceği olaylara değiniyor. Diziyi izlerken hiçbir sahnesinde “Yok artık, böylesi de olmaz!” dediğim bir yer olmadı. Kimi olayların aynısına bizzat kendim şahitlik ettim veya şahitlik edenlerin anlattıklarını duydum. Bu yaşantılar, gerçek hayatta da trajikomik olmasından ötürü diziye kara mizah esintisi katıyor denilebilir ki çoğu yerde gülünsün diye yazılmayan yerlerde bile kendimi gülerken buldum. Mizah ve komiklikten bahsediyor olsam da dizinin teması gereği hüzün ağır basmakta. Dizi baştan aşağı tek bir duyguya hükmetmek yerine bütün duyguları içerisinde barındırıyor. Bazı sahnelerde gülmekten gözümden yaş geldi, bazı sahnelerde ise o gözyaşı ciğerimi parçalayarak çıktı. Temanın getirdiği felsefe ve bahsettiğim gibi duyguları o kadar güzel harmanlamışlar ki ortaya, kendi kanaatimce, yılın dizisini çıkartmışlar.
Gel gelelim dizi çok güzel, lakin ortada bariz bir sıkıntı bulunmakta. Sosyal medyada bu dizi çok tepki topladı. Gerek tanıtım için kullanılan “Ölünce beni kim yıkayacak?” sorusu, gerek dizinin TRT yapımı olması ve başrolün Ahmet Kural olması… Çoğunluk diziye karşı cephe almış bulunmakta. Kimse her yapımı sevecek diye bir kaide olmamakla birlikte en azından bir şans verilmeli. Bu, TRT’nin alıştığı “dönem işleri” kopyası değil. Elinde kılıç, mızrak, kalkan olup tarihi gerçekleri subjektif perspektifler dahilinde değiştirmiyorlar. Dediğim gibi, hayatın yegâne gerçeği olan ölümü içine abartı katmadan, günümüzde tabu hâline gelmiş haline göndermeler yaparak inceliyor. Sizlere tavsiyem, bu diziye ideolojik davranmadan yaklaşıp size ne sunmaya çalıştığını anlamanız yönünde olacaktır.